1983/Beyrut Havalimanında ABD ve Fransız askerlerine yönelik saldırılar

Posted on 23 Ekim 1983

0


Lübnan iç savaşı sırasında 1983 yılının Eylül ayında, Hıristiyanlarla Dürziler arasındaki çatışmalar devam ederken, Lübnan askerleri iki ateş arasında kaldılar ve başkanlık sarayının yakınlarında sıkıştılar. Lübnan hükümeti, ABD’den acil yardım çağrısında bulununca Beyrut’a 2000 ABD deniz piyadesi daha gönderildi ve bu birlikler Lübnan Havalimanında konuşlandırıldı. Lübnan açıklarında demirleyen ABD’nin 6’ncı filosu ise, hükümet birliklerine yardım maksadıyla Dürzilerin, Suriye askerlerinin ve FKÖ militanlarının mevzilerini bombalamaya başladı.

ABD gemilerinin bombardımanı sonrasında havalimanı çevresinde konuşlu ABD birliklerine çevredeki binalardan sniper (keskin nişancı) atışları başlamıştı ve Amerikan askerlerinin tüm dikkati bu ateşlere yoğunlaşmıştı. Emniyetsiz olduğu gerekçesiyle de bazı çevre nöbetçilerinin sayısında azaltmaya gidilmişti. Emniyet sistemi bölgedeki çatışma şartlarına uygun olmayan ABD birliği her türlü saldırıya açık bir şekilde bulunuyordu.

23 Ekim 1983 saat 0620 sıralarında havalimanına kargo taşıyan bir kamyon görüntüsünde, 5400 kg. TNT yüklü mercedes marka bir kamyonet dur ikazlarına aldırış etmeden ABD deniz piyadelerinin havalimanındaki kışla nizamiyesinden içeriye girdi ve barikatları geçerek doğrudan deniz piyadelerinin kaldığı binanın içerisine daldı. Bunu, o zamana kadar yeryüzünde görülen en şiddetli konvansiyonel patlama izledi ve bina tamamen çöktü. Patlamada 241 ABD askeri hayatını kaybetti, 60 kişi ise yaralandı.

Bu olaydan 20 saniye sonra 3 km uzaklıktaki Fransız kışlası saldırıya uğradı. Altı katlı bina çöktü ve 58 Fransız askeri hayatını kaybetti ve 15 kişi yaralandı. Hemen başlayan kurtarma çalışmaları esnasında çevredeki binaların üzerinden sniper atışları devam etti. 

Olaylardan 10 dk. sonra Fransız Haber Ajansı AFP’yi telefonla arayan bir militan, “operasyon İran Devriminin dünya’daki emperyalist güçlere yönelik savaşının bir parçasıdır. Çok uluslu güç dahil olmak üzere emperyalizme karşı savaşımız devem edecek diyerek, İslami Cihad örgütü adına olayı üstlendi. Bir süre sonra, “Özgür İslâmî Devrimci Hareket” isimli başka bir örgüt AFP’yi arayarak saldırıyı üstlendi ve intihar eylemcilerinin kimliklerini açılayarak kendilerini Büyük Suriye’nin desteklediğini ve eylemlerin Beyrut’un tamamen Müslümanların kontrolüne geçene kadar süreceğini ilân etti. Bazı yerel Lübnan radyoları da saldırının İran tarafından plânlandığını iddia etti.

ABD istihbarat ünitelerinin saldırının arkasında kimlerin bulunduğunu tam olarak tespit etmesi mümkün olmadı. Yapılan çalışmalarda, bombanın hazırlanmasında FKÖ’nün bomba uzmanı olan bir kişinin ve Şii örgütü olan Dava’nın bir üyesinin bulunduğu tespit edildi. Plânlamada başta İran’ın Lübnan’daki Büyükelçisi olmak üzere, İranlı eğiticilerin ve Suriyeli subayların yer aldığı iddia edildi. ABD, İslâmî Cihad ve İslami Direniş örgütlerinin Hizbullah’ın bir yan örgütü olduğuna inanıyordu. Ancak, iddialarda yer alan yapılan suçlamaların hiçbirisi taraflarca kabul edilmedi.

Hizbullah hiçbir zaman İslami Cihad ve İslâmî Direniş örgütleriyle ilişkilendirmeyi kabul etmemiş olsa da, her fırsatta İsrail ve ABD’ye yönelik eylemleri desteklediğini, eylemcilere saygı duyduğunu ve kendilerinden çok üstün olan işgalci güçlere yönelik izlenecek başka bir yöntem bulunmadığını dile getiriyordu.

Sonraları, Lübnan’da çok geniş bir istihbarat ağı olan İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın saldırılardan haberdar olduğu ve kendi birimlerini Mercedes marka bir kamyonla çok miktarda patlayıcı yüklenerek bir saldırı düzenleneceği konusunda ikaz ettiği öne sürüldü. İddialara göre MOSSAD, ABD’nin Lübnan’da İsrail’in hareket serbestisini kısıtlaması gerekçesiyle cezalandırılmasını sağlamak ve ABD’nin Arap ülkeleri ile ilişkileri baltalamak maksadıyla, Lübnan’daki CIA bürosuna saldırı ihtimaline dair bilgiyi tam olarak aktarmamıştı.

Lübnan ordu yetkilileri ise saldırıdan birkaç hafta önce ABD üssüne bir saldırı düzenleneceğine dair bilgileri Amerikalı yetkililere ilettiklerini iddia ettiler. Saldırıya uğrayan birliğin komutanı ise, bu tür ihbarların yoğun bir şekilde geldiğini ve artık alışıldık haberler olarak kabul edildiğini açıkladı.

ABD kamuoyu uzun süre elçilik saldırısından sonra intihar saldırılarına karşı gerekli tedbirlerin neden alınmadığı konusunda tartıştı. Savunma Bakanı Caspar Weinberger’in Kamikaze saldırılarını anımsatan böyle bir eyleme karşı yapacak fazla bir şeyin olmadığını açıklamasına rağmen, deniz piyadelerin gerekli ve yeterli emniyet tedbirlerini almadıkları kanaatine varıldı.

Saldırıdan sonra ABD askerleri yer altı sığınaklarına ve gemilere yerleştirildi. ABD ve Fransız hükümetleri olayın bölgedeki politikalarından bir sapmaya sebep olmayacağını ve askerlerinin bölgede kalacağına dair birer açıklama yaptılar. Fransız hükümeti, misilleme olarak İranlı Pastarların Bekaa Vadisindeki kamplarına yoğun bir hava saldırısı düzenledi.

ABD, saldırının failleri hakkında kesin kanıtlanmış bir bilgiye ulaşamayınca bir misilleme harekâtı için gerekli askerî ve politik hedefleri de belirleyemedi. Yanlış hedeflere yöneltilmiş bir harekatın sonunda Arap ülkeleri ile ilişkilerin gereksiz yere zarar görme riski göze alınamadığından herhangi bir harekât icra edilmedi. Ancak daha sonra, uçak gemilerinden havalanan uçaklarla hedefi belirsiz bir saldırı başlattı ama Suriye’nin hava savunma silahları karşısında harekât yarıda bırakıldı.

Her iki patlamadan sonra ABD’nin yerel milislerden oluşan bir grup oluşturduğu ve bazı misilleme eylemleri yaptığına dair söylentiler yayıldı. Ancak, ABD’nin bu maksatla girişimlerde bulunduğu, hatta bir milis grubunun ABD desteği ile Lübnan ordusunda eğitime alındıkları, fakat bu grubu istedikleri niteliklere uygun bulmadıklarından bu plândan vazgeçtikleri de iddia edilmektedir. Ancak, Lübnan’daki bir çok faili meçhul olay ABD’ye fatura edildi.

Saldırıyı gerçekleştiren eylemcinin, hedefe ulaşana kadar izlediği yol aşağıdaki krokide  gösterilmiştir.

Reklamlar